Yazıya Yorum Gönder!
facebook share twittershare

Birbirlerini severek evlenmişlerdi. Altı yıllık birliktelikleri evlilikle noktalanmıştı. Yedi yıldır da evliydiler, iki yaşındaki küçük Ceren’leri ile mutluydular… Aslında kadın mutluluk rolü oynuyordu. Yaşadığı hayat onu boğuyordu, sanki içinde saatli bir bomba vardı , bir patlasa herkesi yakacaktı. Mutsuzdu ama nedenini bir türlü bilemiyordu. Üniversiteyi bitirdikten sonra bir süre çalışmış ama kocasının farklı yerlere çıkan tayinleri yüzünden bir türlü sürekli bir işi olamamıştı. Mimardı ama 3 yıldır evde oturuyordu, evde geçen her boş gününü hayatından koparılmış boş bir sayfa olarak görüyor ve hiç bir şey onu mutlu edemiyordu.. Kocası derseniz bir dediğini iki etmiyordu, hayattan isteyebileceği her şey onunken, mutlu olması için gerekli her şeye sahipken o mutsuzdu..

Yağmurlu boğucu bir günde elinden okuduğu kitabi bıraktı, gidip bir kahve yaptı, sonra gözü kocasının sadece iş için kullandığı bilgisayara erişti, geçen gün gazetede okuduğu yazıyı hatırladı “internette chat!!” Yalnızdı..Yeni taşındıkları bu şehirde üniversiteden bir dost dışında kimseyi tanımıyorlardı..Belki internet sayesinde bir kaç dost edinebilirdi.. Bilgisayarın başına oturdu. Kahvesini ağır ağır yudumlarken internette gezinmeye başladı..Arada havadan sudan sohbetlerde yapıyordu chat odalarında, chat yaparken zamanın nasıl geçtiğini fark edemiyordu..

Sonra bir gün gelen bir mesajı açtı.

Mesaj da:

“HAYATIN UCUNDAN TUTMAYIN TAM BOĞAZINA YAPIŞIN” yazıyordu..

Dondu kaldı kadın. Hayatın ucundan ne kadar isteksiz ve kuvvetsiz ve ellerinden kayıp gitmesine ne kadar kolay izin verilecek şekilde tuttuğunu o gün fark etti. Hayatın ümüğüne sarılacak gücü yoktu ki..

Altan la o gün tanıştılar. Altan da onun gibi evli ve bir kız babası idi. Birbirlerine hiç yalan söylemeyeceklerine söz verdiler.

Kadın Altan’la konuşurken dünyayı unutuyor Altan’la uyuyor, Altan’la uyanıyordu, hiç tanımadığı bu adamı bir dakika bile aklından çıkaramıyordu. Bir adam nasıl bu kadar zarif olabilirdi? Bilgisayarını her açışında bir demet kırmızı gül buluyordu yollanmış ve güller arasında bir kart: “Günaydın… Senin için mutlu bir gün olsun, güneş bugün senin için doğsun”. Altan ne yaş gününü unutuyordu, ne yılbaşında kart atmayı, zaten her sabah değişik bir kart görme coşkusu ile koşuyordu bilgisayarına kadın, artık Altan soluyor, Altan yudumluyordu. Yüzünü hiç görmediği bu adama delice aşık olmuştu. Ne yapıyordu kadın? Med cezir gibi ne yaptığını sorgulayan duygularla bir gelip bir gidiyordu. Altan evli idi, kadın da.. Birer çocukları vardı. Üstelik kadın büyük bir aşkla olmasa da, büyük bir sadakatla kocasını seviyordu. İki kişiyi sevebiliyormuş insan demek, birbirine benzer ama bir o kadar farklı duygularla demek diye geçirdi içinden.. Sonra, toparladı kendini. Açmamalıydı artık bilgisayarını, bu şekilde noktalamalıydı bu aşkı. Aldığı kararı açıklamak için oturdu bilgisayarın önüne, hoşça kal diyecekti..Bu peri masalı bitmeli, yoksa biz biteceğiz diye başlayacaktı söze.

Altan gene bir demet kırmızı gül yollamıştı üzerine “Yarın sevgililer günü seni yakamozda bir demet gerçek gülle bekleyeceğim, saat 13.30 da sevgilim” yazmıştı.. Kadın yine dondu. Kaç zaman boş gözlerle ekrana baktı kim bilir? Sonra yazmaya başladı. Gözlerinden akan yaşlar sel olmuştu.

“Sevgili Altan, yarın ne yakamozda olacağım, ne de senin güllerini alacağım. Biz yıllar önce yaptığımız seçimleri yaşıyoruz. Seni sevmedim diyemem, ama 13 yılımı verdiğim bu aşkı da bitiremem. Aradığımız bir heyecandı. Bunu aşk adı altında yaşadık. Artık uyuduğumuz rüyadan kalkalım. Her şey çok güzeldi ama her güzel şey gibi bitti. Gitmeden önce söz veriyorum.. Ucundan tutmayacağım hayatın tam boğazına sarılacağım.. Hoşçakal canım!!’”

Bütün gece uyumadı kadın. Kocasına bu garipliği fark ediyordu. Sevgililer gününü evde geçirelim demişti kocasına, ama kocası ısrarla dışarı çıkmak istiyordu. Direnecek gücü yoktu kadının gidip giyindi. Kızlarını bir arkadaşlarına bırakıp yemeğe çıktılar. Yol boyunca pek konuşmadılar zaten son 3 aydır çok az konuşuyorlardı. Altanla tanışalı 3 ay olmuştu demek.

Deniz kenarında bir balık restourantına oturdular, yemeklerini ısmarladılar. Şaraplarını yudumlarlarken adam: ”Sevgililerin en güzeline” diyerek bir küçük kutu uzattı.. Kadın çok şaşırmıştı, kocası uzun zamandır hediye almayı bırak özel günleri bile hatırlamıyordu çünkü.. Kutusun içinden çıkan yüzüğü parmağına geçirirken gözleri doldu kadının.. Tam o sırada garsonun uzattığı bir demet kırmızı gülle irkildi. Güllerin arasındaki kartta; “Boğazına yapıştığımız bu hayatı sonuna kadar birlikte geçirelim, seni yakamoza getiremedim ama 13 yıl sonra tekrar kendime aşık ettim, sevgilim Kocan Turgay (Altan)” yazıyordu..

Kadın artık gözünden süzülen yaşlara engel olamıyordu bu sefer hüzünden değil mutluluktan ağlıyordu.. 13 yıl sonra kocasına tekrar aşık olmuştu..

facebook share twittershare

Üyeliksiz Yorum Bırak

Sorularınıza gelen cevapları görmek için sayfayı CTRL+D tuşları ile Yer İmlerine eklemeyi unutmayın.


Lordiz.com © 2008~2017